Merkez Bankalarının Ortaya Çıkışı ve Bankacılık Fikrinin Evrimi
Merkez Bankalarının Ortaya Çıkışı ve Bankacılık Fikrinin Evrimi
Axel Gustafsson
Oxenstierna (1583-1654)
Kaynak: https://www.gettyimages.com/detail/news-photo/axel-gustafsson-oxenstierna-af-sodermore-count-of-sodermore-news-photo/534267408#axel-gustafsson-oxenstierna-af-sodermore-count-of-sodermore-swedish-picture-id534267408
Haziran
ayının 16’sı, yıl 1583. İsveç’in şirin Enköping isimli kasabasında, daha
sonraları İsveç yüksek şansölyelerinden biri olacak, Axel Gustafsson
Oxenstierna dünyaya geldi. İsveç’in en soylu ailelerinden birine mensup olan
Axel, Alman üniversitelerinde eğitim aldı. [1]
1609 yılında İsveç Kraliyet Danışma Meclisi üyelerinden biri oldu. 6 Kasım 1632
yılında İsveç Kralı Gustav II. Adolf’un 30 Yıl Savaşları (1618-1648) sırasında
ölmesiyle birlikte Axel Oxenstierna’nın yükselişi de başlamış oldu. Kralın ölümünden
sonra bütün yetkinin 6 yaşındaki kızı Christina’ya geçmesi idarede büyük
boşluklar yaratıyordu. İşte böyle bir ortamda Axel, Yüksek Şansölye unvanını aldı.
Bu dönem özetle; “Kralın Ölümü, Bir Şansölyenin Yükselişi“ şeklinde ifade ediliyordu.[2]
Artık güç şansölyedeydi.
Kraliyet
Danışma Meclisi üyeliğine geldiği ilk günden itibaren, farklı şehirlerde
şubeleri olan, mevduat toplayan ve banknot basma yetkisi olan bir banka fikrini
savundu. Bu sayede nakit sıkıntısı çekmekte olan İsveç Krallığı harcamalarını
rahatlıkla fonlayabilecek diğer taraftan para sirkülasyonu arttırılmış
olacaktı.[3]
Ne var ki, daha sonraları dünyanın ilk
merkez bankası olarak kabul edilecek bankanın kurulması ancak ölümünden iki
sene kadar sonra, 1656 yılında gerçekleşecekti.[4]
Axel, her ne kadar İsveç’in ilk bankasını göremese de ortaya çıkmasında önemli
bir rol oynamıştı.
Şansölye’nin
ölümünden iki yıl kadar sonra tarih sahnesine çıkan bu yeni kurum, Stockholms
Banco olarak isimlendirildi. Johan Palmstruch tarafından kurulan banka kısa
süre içinde piyasaya ciddi miktarlarda “Palmstruchare” isimli banknotlardan
sürmeye başladı. Banknotların gündelik hayata belki de en önemli katkısı,
ağırlıkları 20kg’ye kadar çıkabilen İsveç madeni paralarının kullanımdan önemli
ölçüde kalkmasıydı. Banka bir taraftan mevduat toplarken diğer taraftan açtığı
kredilerle hane halkını borçlandırıyordu. Özetle, mevduat olarak topladığı
madeni paraların karşılığında insanlara banknot veriyordu.[5]
Yeni sistem bankanın kredibilitesi ve güvenilir geri ödeme taahhütü üzerine
kuruluydu. Dolayısıyla insanlar talep ettikleri anda banknotları madeni paraya
dönüştürebilmeliydi. Banka açısından ise herkesin aynı anda banknotları getirip
bankadan parasını çekmek istemesi ya olasılık dışı kabul ediliyor ya da son
derece uzak bir ihtimal olarak önemsenmiyordu. Bu varsayımdan hareketle, sahip
olunan madeni para rezervine oranla oldukça yüksek miktarlarda banknot
basılarak bir kredi mekanizması yaratılmış oldu. Diğer taraftan piyasada madeni
para karşılığı olmayan devasa miktarlarda bir dolaşım yaşanıyordu. Banka
mevduatlarıyla krediler arasındaki farkın giderek açılmasıyla birlikte paranın
değeri düşmeye, diğer taraftan halkın bankaya olan güveni de azalmaya başlamıştı.
Ciddi bir enflasyonist süreç giderek halkı yoksullaştırıyordu. Bankanın
kredibilitesini iyiden iyiye kaybetmesiyle birlikte, modern zamanlarda “Banka
Paniği” olarak isimlendirilecek hadisenin erken dönem örneklerinden biri
meydana geldi. İnsanların paralarını almak için banka şubelerine koştuğu bir
ortamda banka rezervlerinde bu talebi karşılayabilecek bir miktar yoktu. Banka
iflas etmiş, işlem yapamaz bir hale gelmişti. Kuruluşundan yalnızca sekiz yıl
sonra 1666’da, Stockholms Banco, Avrupa’nın ilk banknot basan bankası olarak
tarihin tozlu sayfalarına karıştı. Bankayı yanlış yönetmekle suçlanan Palmstruch
ise önce ölüm cezasına çarptırılmış sonrasında cezası değiştirilerek hapse atılmıştı.
Stockholms Banco tarafından basılan Avrupa’nın ilk banknotu.
Kaynak: https://www.citeco.fr/en/first-european-banknote
Tıpkı
düşen her bir uçağın, vakadan öğrenilen dersler ve deneyimle birlikte,
milyonlarca başka uçağın düşmeden uçabilmesine yol açması gibi, Stockholms
Banco’da bankacılık fikrinin gelişmesine ve hataların ayıklanmasına yol
açabilecek önemli bir örnekti. Kontrolsüz kredi genişlemesinin sonuçlarının ne
olduğu büyük maliyetlerle de olsa bir kere öğrenilmişti. Riksdag[1]
olaydan çıkarılacak dersleri almıştı. Sonraki adım, İsveç’in yeni bankacılık
sistemini Stockholms Banco’nun enkazı üzerinde yeniden inşa etmekti.
1668
yılına gelindiğinde banka adeta küllerinden yeniden doğdu. Daha sonraları Sveriges
Riksbank adını alacak olan kurum Rikseks Standers Bank ismiyle yeniden kurulmuştu.
Hikayenin başına dönecek olursak, dünyanın ilk merkez bankası olarak kabul edilen
bu kurumun ilk binası Axel Oxenstierna yani ünlü Şansölye’nin Stockholm’deki
sarayıydı. Sveriges Riksbank bugün hala İsveç Merkez Bankası olarak varlığını
sürdürmektedir.[2] Riksbank’ın
ardından 1694 yılında, İngiltere Merkez Bankası “the Bank of England” devlet
borçlarını satın alacak özel bir şirket olarak kuruldu. Sonraki süreçte
Avrupa’nın farklı yerlerinde birbiri ardına devletlerin savaş finansmanını
sağlayacak araçlar olarak benzer yapılar yaygınlaştı. “Banque de France”, ciddi
boyutlara ulaşan devlet harcamalarının para basılarak finanse edilmesiyle açığa
çıkan hiperenflasyon döneminin bir ürünü olarak, Napoleon tarafından 1800
yılında kuruldu.[3] Kamu
harcamalarının para basılarak finanse edilmesi birçok devleti ilerleyen
zamanlarda büyük maliyetlerle yüz yüze bıraktı. İşte modern merkez bankaları
diyebileceğimiz, fiyat istikrarına dayanan ve bağımsız olan kurumlar böyle bir
tarihsel deneyimin üzerine kuruldu.
Bugüne notlar…
Tarih,
kısa vadeli politik çıkarlarla ekonominin uzun dönem çıkarlarının çatıştığı ve
buna bağlı olarak siyasetçinin çıkarlarıyla halkın çıkarlarının da çatıştığı
örneklerle doludur. İşte modern merkez bankaları bu çatışmanın önüne
geçebilecek mekanizmalar olarak, tarihsel deneyimlerin bir ürünüdür. Beklenti
yönetiminin hiç olmadığı kadar önemli olduğu günümüz dünyasında hükümetler
elbette kendi idaresindeki ekonomiye toz kondurmak istemeyecek ve tabloyu
mümkün olduğunca aydınlık göstermeye çalışacaktır. Yanlış beklenti yönetimi
siyaset kurumu için kısa dönemde bir avantaj yaratsa bile uzun dönemde yıkıcı
etkileri olabilmektedir. Sonuç olarak herkesin ayrı bir telden çaldığı,
beklenti yönetiminin mevcut piyasa gerçeklerine göre değil siyaset kurumunun
gerçeklerine göre yapıldığı bir ortamda belirsizlikler ve buna bağlı olarak
riskler artmaktadır. Risklerin arttığı bir ortamda ise piyasa aktörleri riski
almaya değecek bir faiz beklentisi içine girmektedir. Zira artan risk primi
karşısında daha fazla ödeme yapmadığınız durumda döviz cinsinden
borçlanamazsınız ve ulusal para biriminizin değeri azalır. Merkez bankalarının
kredibilitesini ve prestijini korumak ve transparan bir beklenti yönetimi
anlayışını benimsemek böyle bir sarmaldan çıkış yolunda atılabilecek ilk
adımlar olabilir.
Sveriges Riksbank’ın Stockholm’deki ilk binası.
Kaynak:
https://www.riksbank.se/en-gb/about-the-riksbank/history/1600-1699/first-building-of-its-own/
[1] Riksdag günümüz İsveç Parlamentosu için kullanılan isimdir. İlk defa
1540’lı yıllarda Kral Gustav döneminde kullanılmıştır.
[1] https://www.encyclopedia.com/people/history/scandinavian-history-biographies/count-axel-gustafsson-oxenstierna
[3] https://www.riksbank.se/en-gb/about-the-riksbank/history/1600-1699/a-bank-in-every-town/
[4] https://trevl.eu/the-history-of-the-worlds-first-central-bank/
[5] https://www.citeco.fr/en/first-european-banknote
09/06/2018 tarihinde "www.evrimagaci.org" adresinde yayınlanmıştır.



Comments
Post a Comment